
Fındık Karadeniz'e Karadeniz Fındığa Mahkum
Söze
bu yemişin Karadeniz Bölgesi ve ülkemiz için Allahın bir lütfu
olduğunu vurgulayarak başlayalım.... Çünkü fındık çok özel iklim ve
toprak koşullarında yetişebilen bir mahsul olup, istediği tüm
şartları, denize yakınlığı, yağışlı havası ve ideal derecede eğimli
toprağıyla yalnızca bizim Doğu Karadeniz illerimizde bulmuştur. Yani,
koskoca arz kürede, önemsiz istisnalar hariç, fındık sadece ülkemizin
sınırlı sayıda iline ait bir nimet konumundadır.
Dünya toplam fındık üretiminin yaklaşık
75ini Doğu Karadeniz gerçekleştirir. Ayrıca, tartışmasız en kaliteli
fındık da bizim fındığımızdır. Yani, nitelik ve nicelik olarak, Türk
fındığı rakipsizdir. Fındığı biricik yapan unsurlara gelince:
Birincisi, tek başına yendiğinde şahane bir tada sahip olmasıdır.
Belki daha da önemlisi birçok başka yiyecek fındık sayesinde lezzet
kazanmış, popüler olmuştur. Fındıksız aşırı tatlılıktan dolayı
insanların çok daha az miktarda ve çok daha seyrek tüketeceği şekerli
ürünler, fındığın dengelemesi sayesinde herkesin her gün yiyebileceği
maddeler olmuştur. Mesela, çikolata dünyada en sevilen
yiyeceklerdendir. Aslında bir Batı tatlısı olan çikolata, Doğu
milletleri tarafından da gittikçe benimseniyor. Hurma gibi bir
mucizevi meyveye sahip olan Araplar arasında bile çikolata tüketimi
her gün artıyor. Ama, çikolatayı çikolata yapan, fındıktır. Şayet
fındıklısı olmasa çikolata bu kadar yaygınlaşabilir miydi? İngiliz
ulusu kendileri kadar meşhur saat 5 çayını (five oclock tea) mutlaka
birkaç parça kek ile içerler. Bu kekin içinde de Türk fındığı bulunur.
Öyleyse, Karadeniz halkı namına şunu söyleme hakkına sahibiz:
Özellikle Batı âleminde fındığı hem tek başına hem de; çikolata,
bisküvi, şekerleme, tatlı, pasta, dondurma içinde her gün tüketen yüz
milyonlar tattıkları eşsiz lezzeti Karadeniz insanımıza borçludur.
Ülkemizde toplam 600 bin hektarlık arazide, 400 bin kadar insan fındık
üretimiyle direkt biçimde uğraşır. Fındık, Karadenizde doğrudan ya da
dolaylı olarak 6-8 milyon arasında bir nüfusun geçim kaynağıdır. Ne
kadar ilginçtir ki, söz konusu yöremiz bu nadide bitkide emsalsiz bir
durumda olmasına rağmen, başka ürünler için hiç de müsait değildir.
Çünkü, Karadenizde tarıma elverişli toprak yüzeyi çok dar ve fazlaca
eğilimlidir. Fındık ağacının bu kadar çok miktarda ve üstün kalitede
yetişmesi açısından Karadeniz dışında kayda değer bir alternatifi
yoktur. Benzer şekilde, Karadeniz de fındık konusunda
alternatifsizdir. Fındıktan vazgeçip, başka ürün veya ürünlere
kayamaz. Karadenizde tabiat insanlara bu seçeneği vermemiştir.
Uzmanlara göre, Karadeniz toprağının erozyon yoluyla denize
kaybedilmesini engelleyen de fındıktan oluşan bitki örtüsüdür. Başka
bir ifadeyle, fındık Karadenize, Karadeniz de fındığa mahkûm gibidir.
Türkiye ve her ülkede insanları ağız tadıyla besleyen, gıda sanayiinin
hammaddesi olarak istihdam ve gelir yaratan fındığın hakiki sahipleri
tabii ki üreticilerdir. Acaba, fındık çiftçisi hakkını alabiliyor mu?
Profesör Deniz Gökçeden öğreniyoruz ki; Giresun ve Orduda
müstahsilin geliri Türkiye gelir ortalamasının üçte biri düzeyinde.
Fındığı binbir zorlukla, bayır arazideki ağaçtan teker teker toplayan
Karadenizli herhalde daha fazlasını hak ediyor. Aslında Karadenizlinin
karakterinde şikayet ve sızlanma yoktur. Ama, devletten milyarlarca
yeni lira sübvansiyon gördüğü halde, çiftçiye parasını tam 10-12 aydır
ödemeyen Fiskobirlikin zulmü karşısında daha ne kadar dayanabilir?
Ancak, Sayın Başbakanın meseleyi bizzat ele almasından sonra, fındık
üreticisinin iyimser olmak için artık bir nedeni var. İnşallah fındık
konusunda akıl, mantık ve global gerçekler ışığında sağlıklı çözümler
bulunacaktır.
Sami Uslu tarafından yazılan bu makale, 16 Ağustos 2006 Çarşamba
günü yayınlanan Zaman Gazetesindeki köşe yazısıdır.